Doğan SÜSLÜ
e-mail:medyatikbakis@hotmail.
“Hayat bayram olsa…” diye başlayan o güzel temenni, aslında içimizde hâlâ yaşayan bir ihtiyacı anlatıyor. Bu sözleri yıllar önce Şenay seslendirdiğinde insanlar yine zor zamanlardan geçiyordu. Demek ki umut, sadece her şey yolundayken aranmıyor aksine tam da zor zamanlarda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey oluyor.
Evet, ülkemiz ağır sınavlardan geçti. Özellikle Kahramanmaraş merkezli depremler gibi büyük felaketler, sadece şehirleri yıkmadı, kalplerimizi de sarstı. Acılar taze, kayıplar derin. Böyle zamanlarda neşesiz hissetmek zayıflık değil; insan olmaktır.
Tarih boyunca bu topraklarda yaşayan insanlar nice zorluklar gördü. Yıkıldı, ama yeniden yaptı. Ağladı, ama yine güldü. Çünkü insanın içinde, en karanlık gecede bile sönmeyen küçük bir ışık vardır.
Umut bazen büyük şeylerden gelmez. Bir çocuğun gülüşünden, Bir yabancının yardım elinden, bir sabah güneşinin odana düşmesinden gelir. Deprem bölgelerinde bile insanların birbirine sarılışını, dayanışmasını gördük. Acının içinden çıkan o iyilik, insanlığın hâlâ ne kadar güçlü olduğunu gösterdi.
*Kıpır kıpır enerji var
Son zamanlarda sokakta yürürken insanların yüzlerine bakıyorum… Omuzlar biraz düşük, bakışlar biraz yorgun. Oysa biz, düğünlerde halaya en önden giren; bayram sabahı erkenden kalkıp kapı kapı dolaşan; panayır kurulunca çocuklar gibi şen olan bir toplumuz. İçimizde hâlâ o kıpır kıpır enerji var. O enerjiyi ateşlemek için sadece kıvılcımlara ihtiyaç var.
Düşünsenize… Bir düğün başlıyor. Davulun ilk tokmağı vuruluyor. O an kim olduğumuz, ne iş yaptığımız, hangi sıkıntıyı taşıdığımız önemini yitiriyor. Aynı ritimde kalpler atıyor. Bayram sabahı kapı çalınıyor; şeker uzatan bir el, “iyi bayramlar” diyen bir ses… Küçücük bir temas ama koca bir umut. Lunapark içindeki dönme dolap gibi hayat da bazen baş döndürücü ama yukarı çıktığımızda manzara daha görkemli.
Tarih boyunca zor zamanlardan geçtik. Ama her defasında ayağa kalkmayı bildik. Çünkü bu toprakların mayasında dayanışma var. Birinin lambası söndüğünde diğeri elindeki ışığı uzatır. Birinin morali düştüğünde diğeri omzuna dokunur. Umut bulaşıcıdır tıpkı gülümseme gibi.
Belki büyük değişimleri bir anda yapamayız. Ancak küçük kıvılcımlar yakabiliriz. Sabah işe giderken birine içten bir “günaydın” demek… Uzun zamandır aramadığımız bir dostu aramak… Bir çocuğun başını okşamak… İnanın, iyilik en hızlı yayılan enerjidir. Neşe paylaştıkça çoğalır.
*Hayat, aynı zamanda şenliktir…
Unutmayalım lütfen. Hayat sadece yük değil aynı zamanda şenliktir. Sadece mücadele değil aynı zamanda serüvendir. İçimizdeki düğün coşkusunu, bayram sevincini, panayır heyecanını yeniden uyandırabiliriz. Çünkü yaşam sevinci dışarıdan gelmez, içeriden filizlenir. Mutlu olmak için çok zengin olmaya,
her şeyin kusursuz olmasına, sorunsuz bir hayata ihtiyaç yok. Bir fincan çayın sıcaklığı, sevdiğin birinin sesi, sağlıklı uyanılan bir sabah… Bunlar küçümsediğimiz ama aslında hayatın ta kendisi olan mucizelerdir. Kalbimiz atıyorsa, nefes alıyorsak hâlâ ihtimal vardır. Yeni bir başlangıç ihtimali. Yeni bir dostluk ihtimali. Yeni bir güzel haber ihtimali.
Hayat tamamen bayram olmayabilir. Ama hayatın içinde bayram anları vardır. O anları çoğaltmak bazen bizim elimizdedir.
Birine iyi bir söz söylemek, birine destek olmak, kendimize biraz şefkat göstermek.
*Sevinç tohumu
Bir kişi gülümseyince iki kişi rahatlar. Bir kişi dayanışınca bir mahalle ayağa kalkar. Bir kişi “geçecek” deyince bir kalp daha dayanır. Belki her gün düğün bayram coşkusunda olmayabilir. Ancak her gün içinde küçük bir sevinç tohumu barındırabilir. O tohumu sulamak bazen bilinçli bir seçimdir.
Bugün neşen az olabilir. Bu çok normal bir durumdur. Fakat unutulmamalıdır ki insan, düşündüğünden daha güçlü, kalbi sandığından daha dayanıklı, gelecek ise tahmin ettiğinden daha sürprizlidir. Hayat tamamen bayram olmasa da, bir gün yeniden içten bir gülümsemenin yüzüne yerleşeceğine inanmak için hâlâ çok neden var. Ve bazen umut, sadece şunu demekle başlar:
“Henüz bitmedi.”
Ağlamak için bahane çok, gülmek için de sebepler yaratmalı ve bazı tercihlerde bulunmalıyız. Örneğin kederli bir film izlemek yerine komedi filmini seçmemiz gülmek için sebep yaratan bir tercih olur.
Olumsuz haberleri saatlerce izlemek yerine, sevdiğin insanlara küçük bir akşam çayı daveti vermek bir seçimdir. Sürekli şikâyet etmek yerine, “Bu hafta bir akşamı kahkaha akşamı yapalım” demek bir seçimdir. Eski fotoğrafları açıp hüzünlenmek yerine, aynı insanlarla yeni bir fotoğraf çekmek bir seçimdir.
*Sevinç, üretilebilen bir enerjidir
Çocuklarla yere oturup oyun oynamak, kısa bir yürüyüşe çıkmak, birine içten bir teşekkür mesajı atmak… Bunlar küçük ama bilinçli mutluluk üretme adımlarıdır. Gülmek bazen kendiliğinden gelmez ortamı hazırlanır. Sevinç üretilebilir bir enerjidir.
Bir mahallede küçük bir kitap paylaşım günü düzenlemek, iş yerinde “iyi haber panosu” oluşturmak, aile içinde haftada bir “şükür sofrası” kurup herkesin o hafta güzel giden bir şeyini anlatmasını istemek… Bunlar zor zamanları inkâr etmek yerine karanlığın içine bilinçli olarak ışık yakmaktır. Unutmayalım lütfen, acılar paylaştıkça azalır ama sevinçler paylaştıkça çoğalır. Belki hayat bütünüyle bayram değildir fakat biz birbirimizin hayatında küçük bayramlar başlatabiliriz…




