Dip Dalgası ve Yunus balığı…

dogan-suslu-kose MEDYATİK BAKIŞ

Doğan SÜSLÜ

 

e-mail:medyatikbakis@hotmail.com

Siyasetin en ilginç tarafı şudur. Sandık günü görünen sonuç, aslında yıllar boyunca sessizce biriken duyguların son perdesidir. Asıl hikâye, görünmeyen yerde yazılır.

Denizin üzerinde bazen hiçbir hareket yokmuş gibi görünür. Oysa derinlerde güçlü bir akıntı yön değiştirmektedir. Balıkçılar buna “dip akıntısı” der. Yüzey sakin olsa da, denizin kaderini belirleyen derinliklerdir.

Toplumlar da böyledir.

Bugün Türkiye’de hissedilen en güçlü duygu, yalnızca ekonomik sıkıntılar değildir. İnsanlar, aynı zamanda yeniden nefes almak, yeniden umut etmek ve yeniden birbirini dinleyebilen bir ülkeye kavuşmak istiyor. Bu istek, herhangi bir siyasi partiye ya da tek bir lidere indirgenemeyecek kadar geniş bir toplumsal talebe dönüşmüş durumdadır.

 *Hareketler, isim arıyor…

Bir dönem isimler hareketleri oluştururdu. Şimdi ise hareketler isimlerini arıyor. Elbette siyasette hiçbir sonuç önceden garanti edilemez. Ancak tarihe bakıldığında, toplumun değişim talebi belirli bir olgunluğa ulaştığında, liderler çoğu zaman bu talebin önünde olmazlar, aksine arkasına geçerler. Çünkü değişimin gerçek sahibi halktır.

Bugün bazı isimler öne çıkıyor, yarın başka isimler de çıkabilir. Birileri siyaseten engellenebilir, başka aktörler sahneye gelebilir. Ama toplumsal beklenti canlı kaldığı sürece, o beklenti kendisine yeni sözcüler bulur.

Tohum toprağın altında görünmez. Fakat bahar geldiğinde hangi tohumun yeşereceğini belirleyici toprak karar verir. Türkiye’nin siyasi tarihinde bunun birçok örneği vardır. Dün imkânsız görünen birçok değişim, bugün tarih kitaplarının sıradan satırları hâline gelmiştir. Çünkü millet, zamanı geldiğinde kendi rotasını çizer.

*İnsanlar, ortak kaygılarda buluşuyor

Bugün dikkat çeken bir başka gelişme ise farklı dünya görüşlerinden insanların ortak kaygılarda buluşmaya başlamasıdır. Daha düne kadar aynı masaya oturması zor görülen insanlar, artık hukukun üstünlüğünü, liyakati, ekonomik istikrarı ve güçlü kurumları konuşuyor.

Belki de en önemli değişim budur. Sessizce başlayan vicdan muhasebesi…

Yıllarca aynı siyasi çizgiyi desteklemiş bazı vatandaşlar bile, “Biz bunu istememiştik.” diyebiliyor. Bu cümle, bir öfke ifadesinden çok, bir arayışın habercisidir. Çünkü demokrasi, yalnızca iktidar değiştirme mekanizması değildir. Demokrasi, gerektiğinde kendi tercihlerini yeniden değerlendirebilme cesaretidir.

 *İş dünyası diken üstünde

İş dünyasının beklentileri de toplumunkinden çok farklı görünmüyor. Öngörülebilir ekonomi, bağımsız kurumlar, güçlü hukuk sistemi ve güven ortamı, sadece yatırımcıların isteği olmaktan çıktı. Herkesin ortak ihtiyacı hâline gelmiş durumda. Esnaf da bunu istiyor, sanayici de, çiftçi de, genç de.

Aslında mesele yalnızca ekonomi değil. Ekonomi, güvenin aynasıdır. Güven arttığında yatırım gelir. Yatırım geldiğinde üretim artar. Üretim arttığında umut büyür.

Umut büyüdüğünde ise toplum yeniden geleceğe bakmaya başlar.

 *Uzlaşma kültürü

Son yıllarda en çok özlenen şeylerden biri de uzlaşma kültürü oldu. Bu nedenle parlamenter sisteme ilişkin tartışmaların yeniden gündeme gelmesi, yalnızca bir yönetim modeli tartışması olmaktan çıkmış aynı zamanda denge, denetim ve ortak akıl arayışının da yansıması olarak değerlendirilir olmuştur. Çünkü güçlü devlet, güçlü kurumlarla ayakta kalır. Güçlü kurumlar ise güçlü kişiler yerine güçlü kurallardan beslenir.

*Umut, her şeyin başıdır

Toplumların en büyük sermayesi umuttur. Umudu tükenen milletler yorulur. Umudu diri kalan milletler ise en zor dönemlerden bile çıkmayı başarır. Belki bugün herkes aynı siyasi görüşü paylaşmıyor. Belki herkes aynı çözüm önerisini savunmuyor. Ancak geniş bir kesim, daha adil, daha müreffeh, daha özgür ve birbirini dinleyebilen bir Türkiye hayalini paylaşıyor. İşte asıl dip dalgası budur. Yunus balığının derinlerden hızla yükselip suyun üzerine çıkışı gibi… Önce tek bir sıçrayış görülür. Sonra bir başkası…

Ardından bütün sürü su yüzünde belirir. Toplumların değişimi de böyledir. Önce birkaç ses yükselir. Sonra yüzler… Sonra milyonlar aynı cümlede buluşur. Ve o gün geldiğinde insanlar geriye dönüp şöyle der; “Meğer değişim çok daha önce başlamış.”

Çünkü gerçek değişim, ille de sandıkta başlamaz. Önce insanların zihninde ve vicdanında başlar. Türkiye’nin geleceğini de belirleyecek olan işte bu ortak vicdandır.

Hangi siyasi görüşten olursa olsun, birbirini dinleyebilen, hukuka güvenen, liyakati esas alan ve çocuklarına daha güzel bir ülke bırakmak isteyen insanların çoğalması…

Belki de yarının en büyük umudu tam olarak da budur.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.